Grafik tasarım ve markalaşma hakkında pek bir fikri olmayanlar ile, kulaktan dolma yalan yanlış fikirlere sahip olanların sıklıkla sergiledikleri hatalı yaklaşımları, örneklerle birlikte (tıklayarak büyültünüz) değerlendirmenin faydalı olacağını ümit etmekteyiz...
Öncelikle temel tasarım kavramlarından başlayalım:
Tasarım elemanları: Nokta, çizgi, leke, doku, boşluk, renk ve tondur. Hepsi bir araya gelerek; görselleri, çizimleri ve tipografik öğeleri oluşturmaktadırlar.
Bütünlük: Tasarım elemanları hem kendi içinde, hem de konuyla uyumlu görünmelidir.
Oran: Önem/algı sırasına göre tasarım elemanlarının büyüklük ayarlarıdır.
Vurgu/Görsel hiyerarşi: Tasarım elemanlarının, odak noktasından itibaren algı sıralamasına göre; çok-az, büyük-küçük, kalın-ince, üst-alt, ön-arka, dinamik-statik, net-bulanık, koyu-açık, parlak-mat ayarları yapılarak istiflenmesidir.
İktisat: Tasarım elemanları "az ve öz" olmalıdır; eğer üç nokta merâmınızı anlatmaya yettiyse dördüncüsü fazlalıktır. "Less is more".
Ritim/Devamlılık: Belli bir kategori veya seriye dâhil olan bütün tasarımlar benzer şekilde çözülmelidir. Mesela bir fontun, bütün harf, rakam ve noktalama işaretlerinin aynı tarzda görünmesi gerektiği gibi.
Leke: Açık zeminde koyu (erkek/pozitif) veya koyu zeminde açık ton (dişi/negatif) yekpâre görsel alanlardır. Bütün grafik biçimler ve tipografik öğeler, üstünde bulundukları zıt ton değerlerindeki zeminlere nispetle birer leke sayılırlar.
Tipografi: Bütün metinlerin, konuya uygun olacak şekilde ve gâyet anlaşılır bir biçimde tasarlanması ve tasarım alanına istiflenmesidir.
Espas: Tasarım elemanlarının ve tipografik öğelerin birleştirilmesi/ kaynaştırılması gerekmiyorsa, aralarında göz kararı bırakılması gereken dengeli boş alan: Space.
Marjin: Tasarım elemanları ile tasarım alanının sınırları arasında, algı rahatlığını sağlamak için bırakılması gereken boşluktur.
- "İyi güzel de, grafik tasarım neme lâzım?"
Amerikalı tasarımcı Milton Glaser'in, ilk kez "i love New York" sloganı için tasarladığı ikonik kırmızı kalp işaretinin sevgi veya aşk, elektrik direklerinde karşımıza çıkan kurukafa simgesinin ölüm tehlikesi anlamına geldiğini herkes; Türk Bayrağındaki ay-yıldız ve al rengin ne anlama geldiğini ise hemen her Türk vatandaşı gayet iyi bilir...
"Bir resim, bin kelimeye bedeldir" der bir Çin atasözü ve "bir kitaplık konuyu iki çizgiyle anlatmış" da derler bazı karikatürler için... Yani grafik tasarım; lafı hiç uzatmadan merâmınızı en etkili ve hızlı bir şekilde görsel anlatım yolu, geniş kitlelere hitâb etmek isteyen herkese lâzım beynelminel iletişim dilidir.
Hattâ, "A" harfi, "A" sesinin grafik tasarımından başka bir şey değildir:
- "Alt tarafı bir logo değil mi kardeşim; bu kadar büyütecek ne var yâni?"
Mercedes, Cadillac'dan daha az sorun çıkarmadığı, Coca-Cola’nın tadı Pepsi’den çok daha güzel olmadığı, Rolex saatler Seiko'lardan daha hassas çalışmadığı hâlde neden hep birkaç adım öndedirler veya daha pahalıya satılmaktadırlar acaba hiç düşündünüz mü... Algıların olguların, izlenimlerin gerçeklerin, soyut değerlerin somut değerlerin önüne geçtiği bu küresel iletişim çağında, geniş kitlelere ulaşmayı veya dünyaya açılmayı hedefleyen işletmelerin markalaşmaları kaçınılmaz bir zâruret haline gelmiştir artık.
Araştırmalara göre, ürün/hizmet kalitesiyle satış grafiği arasında kayda değer bir nedensellik bağı yoktur. Markalaşmadığı sürece, dünyanın en mükemmel ürününü piyasaya süren bir firmanın bile tanınması, benimsenmesi ve kalıcı bir başarı elde etmesi pek mümkün değildir artık. Nitekim, tanınmış büyük markalardan bile daha iyi işler çıkarabilen pek çok küçük yerel üretici, bu gerçeği kavramakta direndiği için kenarda köşede kalmış veya belki büyük markaların fasoncusu olmaktan bir adım öteye gidememiş, bir çoğu da zamanla piyasadan silinip gitmişlerdir.
“You never get a second chance to make the first impression.”
(Andrew Grant)
Bana logonu göster, sana nasıl bir firma olduğunu söyleyeyim, zîra ilk intibâlar pek yanıltmazlar... Logolar, firmaların arkasındaki zihniyeti apaçık ortaya seren çok dürüst göstergelerdir. Tasarımla en alâkasız ve dikkatsiz bir kimse bile, sezgisel olarak gerçek ve sahte tasarımı ayırt eder ve buna göre pozisyonunu alır. Grafik tasarımla uzaktan yakından bir alâkası olmayan "grafik canavarları"nın sıvayıp durduğu çöp tasarımların; "merdiven altı ve/veya şâibeli bir firmadır bu ona göre!" mesajını muhatab kitlelerin bilinçaltına veya sağduyusuna gönderdiği bilinmelidir ki, bu bir marka için ölüm fermânı sayılır.
Zaman zaman önünden geçtiğimiz, hattâ bâzen alışveriş yaptığımız hâlde adını sanını bile pek hatırlayamadığımız küçük işletmeler vardır ya; bu tip bir yerel işletme, küçük mahalle bakkalı, hattâ ve hattâ bir seyyar satıcının bile hakikî bir logo tasarımıyla ismini hâfızalara kazıması ve potansiyel müşteri kitlesinin dikkatini çekmesi pekâlâ mümkündür. Özetle:
İyi marka ve logo ile, kötü ürün/hizmet bile satar: Ahlâksızlık.
Kötü marka ve logo ile, iyi ürün/hizmet bile batar: Akılsızlık.
- "Trafik canavarı değil miydi yahu o?"
Bilgelerin olmadığı yerde bilmediğini bile bilmeyenlerin düşünce dünyasını, âdîl ve muktedir yöneticilerin olmadığı yerde çetelerin devleti, hakikî müzisyenlerin olmadığı yerde "keko rapçiler"in müzik piyasasını, damak tadı gelişkin gurmelerin olmadığı yerde endüstriyel çöp gıdaların yeme içme sektörünü domine etmesi gibi; gerçek tasarımcıların değerinin bilinmediği yerde de grafik canavarları tasarım alanını biteviye istilâ etmiş, çirkinlik ve çarpıklıklarını âdeta norm hâline getirerek her tarafa bulaştırmışlardır. Yerli firmaların bir çoğunun ve özellikle yerel işletmelerin hemen hepsinin grafik işaretleri, "grafik denetimi" olmamasını bulunmaz fırsat bilerek bu yola bodozlama dalan ehliyetsiz grafik canavarları tarafından bütün grafik kuralları ihlal edilerek sıvanmış ve önü açık nice girişimin "dış görünüşü" pert edilmiş, nihâyetinde ticarî hayatları karartılmıştır maalesef.
Korkunç!
- "Photoshop'u bi öğrensem alâsını tasarlarım valla, iki tık tık, bi şık şık!"
"Adam bi düğmeye basıyo abi" ifâdesiyle kolektif hâfızamıza iyice kazınmış olan teknolojik âlet edevâta gereğinden fazla anlam yükleme ve neredeyse tapınma temâyülümüzün felsefî ve kültürel nedenleri çok derin bir konu olmakla birlikte, bütün gerçek tasarımcılar şu dördünden başka hiçbir araç kullanmazlar diyebiliriz: Beyin (fikir), kalp (ilham/sezgi), göz (dikkat) ve bilek (çizim becerisi). Yani kerâmet yazılımlarda değildir ve bu işin özüyle doğrudan hiçbir alakâları yoktur. Hiçbir yazılım, hattâ yapay zekâ bile orijinal fikir bulamaz, benzersiz bir iş çıkaramaz, özgün üslub geliştiremez, yepyeni bir sanat akımı başlatamaz ve tipografinin inceliklerinden kesinlikle anlamaz. Buna rağmen, bilgisayarların kendi kendine yazı karakterlerini oluşturduğunu zanneden tekno-manyaklara bile rastlanılmaktadır.
Meselâ, bir logo tasarımı o kadar hassas bir iştir ki, zâten küçük biçimler/lekelerden oluştuğu için en ufak bir espas hatâsını bile kaldırmaz ve "tasarım gözü" keskin gerçek bir grafik tasarımcıdan başkası üstesinden gelemez. Nitekim, başta önemsiz gibi görünen belki bir kıymık kadar bir harf aralığı hatâsı bile zamanla göze batmaya başlayacak ve uzun vâdede markanın saygınlığına gölge düşürecektir.
Aşağıdaki örnekte, ne "grafik canavarı", ne de dikkatsiz müşteri, çok bâriz espas hatalarını bile farkedememiştir. Yani logo, "K A DEM" şeklinde algılanmaktadır:
Anlamsız bir şekilde ve rastgele bir yerden A harfinin tepesini böldükleri bu logoda, L ve A harflerinin arasındaki dengesiz açıklık yine farkedilmemiş:
Diğer bâriz espas hatâları:
İyi fikir sayılır ama, aradaki paravan bir tık sola:
Bu logoda, şapkasının çözümü "accaip orijinal" Ğ harfi, logonun negatif varyasyonunda yalan olmuş ve firma adı birden "KADIOGLU" olarak değişivermiş:
?
Ben size illüstrasyon yapamazsınız demedim, logo tasarlayamazsın dedim!
Marka adını okumak için amuda kalkmanız da lâzım üstelik:
Grafik tasarıma giriş, tipografinin "abc"si ve bu işin olmazsa olmaz teknik taraflarıdır bu konular halbuki... Gerçek ve özgün bir tasarıma gelene kadar katedilmesi gereken epey uzun yolun daha en başı!
- "Ben tasarımı beğendiysem konu kapanmıştır arkadaş!"
"Zevkler ve renkler" meselesinden ibâret olsa mesele kalmayacak elbet ama, bir markayı lâyıkıyla temsil edebilecek vedahî yukarıya taşıyabilecek en doğru ve etkili tasarımı olgunlaştırma süreçlerinin dinamikleri kişisel beğenilerin ötesindedir. Sadece firma sahibi ve markanın potansiyel müşteri kitlesinin değil, bu işin uzmanlarının nezdinde de tasarımlar kabul görmeli ve mizah konusu olmamalıdır; zîra orası bir tür juri veya meşruiyet makâmı sayılır.
Hangi tasarımların işe yarayacağını ise her işletme sahibi de isâbetle kestiremeyebilir ki, tasarım gözü iyi görmeyenler vahim tasarım hatâlarını bile ilk bakışta ve belki sonrasında da farkedemeyebilirler demiştik.
- "İşi bu kadar uzatmaya ne gerek var yahu; şöyle tabelam için fiyakalı bir logo olsun yeter."
Markalaşamamanın en temel nedeni, soyut düşünce ve değerlerin ehemmiyetinin pek farkında olmamak ve işi sadece üretimden, rakamlardan, büyüklük ve hacimlerden ibâret zannetmektir. Somut ürün ve hizmetlerin satış ve pazarlaması, soyut marka algısı ve iki boyutlu grafik tasarımın gücüne bağlıdır halbuki.
Markalaşma süreci; önce işletme felsefesi ve hedef kitlenin tespiti, ardından akılda kalıcı ve benimsenebilir bir marka ismi, sonrasında da iyi fikir ve doğru tasarım şeklinde ilerlemelidir. İlk düğmeyi doğru iliklemeden, tepetaklak bir usûlle, alelacele ve baştan savma yapılan çalışmalardan beklenen neticeler asla elde edilemeyecek, her tarafı saran görsel kirlilik de katlanarak artmaya devam edecektir. Üstelik, yalan yanlış işlere ve dolandırıcılara destek olmak ve alan açmak, ahlâken de çok büyük bir problemdir.
Tabelalar, reklam panoları, binâ/araç kaplamaları ve benzerleri sadece uygulama alanlarıdır; aslolan ve asıl zor olan ise algı yönetimi ve örneklerdeki gibi orijinal ve etkili tasarım ve reklam fikirleri bulmaktır:
- "Bedavâdan biraz pahalıya ânında görüntü logo çıkaran manyaak bir grafiker buldum aabi!"
"Her sorunun; hızlı, kolay ve ucuz bir çözümü vardır ve bu sonrasındaki daha büyük sorunun kök nedenidir."
Gerçekten iyi bir tasarım için, yeterli bilgi, yeterli zaman, yeterli özgürlük ve yeterli bütçe gereklidir. Bir markayı uzun yıllar boyu temsil edebilecek nitelikte kalıcı bir logo tasarımı çıkarmak dünyanın en zor işlerinden biridir; ne öyle bir çırpıda, ne de üç otuz paraya kesinlikle yapılamaz.
Türkiye'de bu işin gerçek uzmanları da sayılıdır, bir elin beş parmağını geçmez. İstisnâsız her işinde değil, birçok tasarımında dahî özgün fikir ve görsel kalite çıtasını tutturabilmiş Türk tasarımcı ise yok gibidir.
Neredeyse bedavâya veya "bionluk"a satılanların istisnâsız hepsi, boşluktan istifâdeyle piyasayı domine etmeye çalışan grafik kalpazanlarının çalıntı veya çöp tasarımlarıdır ki, ilgili firmanın intibâ ve itibârını en dibe çekmekten başka hiçbir işe yaramayacaklardır... İşportacılarda veya dolandırıcı tezgâhlarında, hemen her şeyin çakması yok pahasına bakarkör alıcılarını beklemez mi hep zaten...
"Pişşti" olmuşlar sanki:
Özgün, farkedilebilir ve uzun yıllar boyunca firmanızı temsil edebilecek zamansız logo ve kurumsal kimlik tasarımı hizmeti almak isterseniz çalışmalarımızı inceleyebilirsiniz:
Ayrıca Bkz:


































